
Ayak serçe parmağının, evrim sürecinde yok olacağı ön görülmektedir. Bu parmak, hala yardımsız ayakta durmaya çalışan ve bunu bir türlü tam öğrenemeyen insan türünün geldiği yeri göstermektedir. Ayak serçe parmağı, evrimin işaret parmağıdır.
Kimsenin 10 yıl önceki haline benzemediğini söylemiştik. Bu fikirle devam edersek, insan türü de 10.000 yıl önceki gibi görünmüyor. 28.000 yıl önce zar zor ayakta doğrulan Neanderthal insan, aynı zamanda toplumsal bir duruşa da imza atmıştır. Dik oturan, dik yürüyen insanlar toplum gözünde güçlü bir profil çizer. Sanki onlar, evrimde bir adım öndeler ve artık eğilmeden veya dört ayak üzerinde yürümeden de ilerleyebilmektedirler. Kısacası, iskeletin dik durması ile medeniyet arasında bir ilişki olduğu söylenebilir.
Şöyle yapalım. Bir eşek 4 ayak üzerinde yürüyebilir ve sadece bildiğiniz eşektir. Eşekten onurlu, uygar olmasını beklemezsiniz. Bir maymun ise, insana benzer özellikleri nedeniyle daha farklıdır. Ondan, insan gibi hareketlerde bulunmasını beklersiniz. Maymun, insan gibi yemek yiyip, yürümeye başladığında artık iskeleti de dikilmiştir. Sıra, maymunu topluma kazandırmaya gelir. Uygar bir canlı olarak, toplumda nasıl davranılması gerektiğini öğretirsiniz. İnanın, belki onlarca bilim insanı bu konu üzerinde çalışıyor. Demek ki, uygar olmanın ilk şartı iskeletin dik durmasıdır. Sonra davranış biçimlendirilir.
Peki bir insan, fiziksel sorunu yoksa neden eğik durur? Utanç, korku, suçluluk, endişe gibi duygular bizi eğer. Uygarlığın bir şartı dik durmak ise bu tip duygular uygarlık dışı veya uygarlığı bozan kavramlar olarak algılanmalıdır. Tavşan gibi korkmak, kedi gibi tırsıp boynunu bükmek, utancından – köstebek gibi – yerin dibine girmek pek uygarca gelmiyor. Elbette bunlar, bazen önüne geçilemezdir. Ancak, utanacak bir şeyden kaçınmak, korkmamak, suç işlemekten kaçınmak bile bizim uygarlık yolunda yürüdüğümüz anlamına gelir. Dik durduğumuz süre boyunca insanlığımız bizimledir.
Bir kalabalıkta çıplak kalmak geçici bir utançtır. Alışılmadık olduğu için öyle hissederiz. Asıl utanç, uygarlığın ilerlemesine zarar veren şeylerdir. Yalan, aç gözlülük gibi. Gerçek utanç birini öldürmektir. Birini öldürmek uygarca değildir. Birini öldürmek için illa can almak da gerekmez. Kendisine verilen ömrü elinden almanız da aynı kapıya çıkar. Eğer, insanları savaşmaya gönderiyorsanız, hiç gerçekleşmeyecek hayaller peşinde ömürlerini boşa geçirtiyorsanız bunların hepsi can almaktır. Birini gereksiz yere lafa tutmak da, boş yere oyalamak da cinayettir. Örneğin şu anda ülkemizde, emeklilik için gereken 3 koşuldan 2 sini tamamlamış ancak yaşlanmayı bekleyen yaklaşık 12.000.000 kişi bulunmaktadır.
Can alan insan, insan değildir. Antik Yunan inanışına göre yeraltı tanrısı Hades, İslam’a göre ise Azrail’dir.